“(Ey Peygamber!) Gerçekten Biz Sen’i bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”(Ahzab 56) O’nu buldum, hayatla ölüm arasındaki o kısa zamanda... O’nu buldum, şu yalan dünyada ilaç olarak yaralarıma… O’nu buldum, Allah’ın kelamı Kur’an’da… O’nu buldum, 14 asır evvelinde, Hz. Amine’nin evinde, secdede… O’nu buldum, İslam’ı yeni yeni anlatırken, uyardığı Osman’da! Resûlullah’ı, yüzünden tebessüm eksik olmayan Hz. Osman’ı ;“Allah’ın ihsanı olan cennete rağbet et.” diye uyarırken buldum. Bu uyarış, içinde cennet kokularını barındırıyordu. Bu uyarış, aslında Cennet’i müjdeliyordu Hz. Osman’a. Kurtuluş reçetesini sunuyordu insanlara… O’nu buldum, işkenceden bitap düşmüş Habbab’a güzel günleri müjdelerken! Hz. Habbab, bir köle idi. Müşrikler’le başa çıkacak halde de değildi. Ve, Allah Resûlü’nün yanına geldi. Sevgili’ye başvurmaktan başka bir yol gelmiyordu aklına. Ve işte Habbab huzurda, O’ndan dua istedi. Efendimiz’in cevabı ise ibret ve müjde doluydu: “… Allah, elbette İslamiyet’i tamamlayacaktır ve bütün dinlerden üstün kılacaktır. Öyle ki, hayvanına binip San’a’dan Hadra-Mevt’e kadar tek başına giden bir kimse Allah’tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da kurt saldırmasından başka hiçbir endişe duymayacaktır. Fakat, siz acele ediyorsunuz.” Hiç şüphe yok ki, bu O’ndan apaçık bir uyarıydı. O’nu buldum, Müslümanlara sabrı öğütlerken boykot zamanında… O’nu buldum Beyt-i Makdis’te bütün peygamberlere imamlık ederken Miraç’ta… Ebu Talib’in ve Hz. Hatice’nin vefatından sonra Allah, Efendimiz’i Miraçla şereflendirdi. Ertesi gün ise, Resûlullah, şirk koşandan gayrısının Cennet’e gireceğini müjdeledi. O’nu buldum, Ebu Bekir’in telaşa kapılmış gönlünü huzura eriştirirken Sevr Mağarası’nda… O’nu buldum, Bedir Harbi’nde Sahabelere müjdelerken Cennet’i! Bedir Harbinin, en şiddetli anında Efendimiz, Sahabeleri harpte sebata davet ederken şöyle buyuruyordu: “Muhammed’in varlığı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bugün Allah’ın rızasını umarak sabır ve sebat göstererek çarpışanları ve arkasına dönmeden ilerlerken öldürülenleri, Allah muhakkak cennetine koyacaktır” O’nu buldum, Müslüman kadınlara Allah’ın emriyle tesettürü bildirirken. O’nu buldum kalbimin en derinlerinde bu yüzden! O’nu buldum, Hz. Fatıma’ya namazın ehemmiyetinden bahsederken: “Kızım Fatıma! Muhammed Mustafa’nın kızıyım diye sakın namazı terk edeyim deme! Beni hak peygamber olarak gönderen Allah’a andolsun ki, beş vakit namazı vakti içinde kılmadıkça cennete giremezsin!” O’nu buldum, batıl inançlara uzak durmakla vazifelendirirken Mü’minler’i… Cahiliyye devrinde insanlar, güneşin ve ayın ancak yeryüzü halkının büyüklerinden bir büyük için tutulduğunu düşünürlerdi. Fakat Efendimiz uyardı: “Şüphesiz ki, güneş ve ay hiçbir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle tutulmazlar. Onlar, Allah’ın kudret ve azametini gösteren alâmetlerden iki alâmettir!..” O’nu buldum, Hz. Aişe’nin kalbindeki kederi dağıtırken… Hz. Aişe’ye atılan iftiranın üzerinden bir ay gibi uzun bir müddet geçmesine rağmen, Allah Resûlüne bir vahiy inmemişti. Efendimiz, Ebu Bekir’in evine vardı. Eşine her zamanki gibi davranmıyordu bu kez. Fakat, gökten gelen vahiyle birlikte Allah Resûlü, Hz. Aişe’ye müjdeledi: “Müjde ey Aişe! Yüce Allah, seni kesin olarak tebrik etti, yapılan iftiradan berî ve uzak kıldı.” O’nu buldum, sadık rüyasını Sahabelere anlatırken ve Kabe-i Muazzama’yı ziyaret heyecanı Hz. Ömer’in benliğini sararken… O gün, bir başkaydı. Efendimiz, bir rüya görmüştü. Hem ne rüya!.. Ashapla birlikte Kâbe tavaf ediliyor; kimi başını kazıtıyor, kimi de saçını kısaltıyordu. Ve hiçbir Müslüman, endişe yahut korku duymuyordu… O’nu buldum… Süheyl ile yapılan Hudeybiye’de Sahabenin heybetinde… Fetih yaklaşıyordu. Lakin Sahabe’nin bundan henüz haberi yoktu. Kâbe’yi tavaf etmek niyetiyle, Müslümanlar yola koyuldu. Bunu duyan müşrikler ise, korkudan ne yapacaklarını bilemez halde yeminler etmeye başladılar. Ve Allah Resulü Hudeybiye’ye vardı. Beytullah’ı görmekti tek niyetleri! Durumun bildirilmesi için Hz. Osman gönderildi. Fakat zaman geçmiş ve Osman geri gelmemişti. Biatın zamanıydı şimdi, ölümüne biatın… Bundan haber alan müşrikler, Osman’ı salıverdiler. Ve Süheyl huzura geldi. Adını duyan, kolay bir anlaşma olacağını düşünebilirdi ama, imtihan çetindi. Anlaşma, müşriklerin lehine görünüyordu. Fakat müşrikler, bilselerdi sevinmezlerdi Hudeybiye’den sonra; Sahabe, bilseydi galeyana gelmezdi. Resûlullah, burada müjdeliyordu aslında. Şer görünendeki hayrı müjdeliyordu. O’nu buldum, Necran’a gönderilen Halid B. Velid’e müjdelemeyi ve uyarmayı tavsiye ederken… “Onları, Allah ve Resulü’nün emirlerine göre hareket ettikleri takdirde, âhiret nimetleriyle müjdele; aykırı hareket ettikleri takdirde, âhiret azabıyla korkut!” O’nu buldum, veda hutbesinde Müminlere bıraktığı iki şeyden, Kuran ve sünnetten, uzak kalmaktan uyarırken… Ve O’nu buldum, kalbimin ta derinlerinde, Allah’ın izniyle hiç silinmeyecek yerde… |
|
|
|
|