Tüm kalbimle, selamların en güzeliyle, Allah’ın selamıyla kainatın efendisi peygamberimi selamlıyorum.
O ki Allah Azze ve Celle’nin habibi, o ki hayatın hayat kaynağı, istese dağlar birbirine kavuşur, istese akan sular durur.
O isterse Allah elini çeşme yapar ümmetini suya kandırır, isterse o eller bir avuç toprakla bir ordu kafiri kör eder.
Yeryüzünün en yücesi olan peygamberimizi bu küçük kalbimle ne kadar övsem azdır. Allah insanlığın yoldan çıkmaması için, sahibini, malikini tanıması ve yaşadıklarının sonucunda bir ödül veya bir ceza olduğunu unutmaması için birçok peygamber gönderdi. Nübüvvet ağacının son meyvesi aslında kainat ağacının da en mükemmel meyvesi olan peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) dir.
Peygamberimizden bir önceki Resul Hz. İsa (A.S.) dan sonra beş yüz küsür sene geçmişti. İnsanlar bunalımda, hayat anlamsızdı. Ruhlar açtı. Ama kimse ruhun asıl gıdasının iman ve ibadet olduğunu bilmiyordu. Bu açlığı mal, mülk, şan, şöhret, güç, kuvvet ile tatmin etmeye çalışıyorlardı, daha çok acıkıyorlardı. Susayan biri deniz suyu içse daha çok susar. Kainat, susuzluğunu giderecek, ebedi saadet ile müjdeleyip geleceğe ümit verecek birini bekliyordu. Allah beklenen rahmeti, Muhammed Ahmed’i en sonunda gönderdi. Gelişi ihtişam, gelişi bayram. Yıktı İran Kisrası’nın surlarını, söndürdü bin yıl yanan ateşi, yere batırdı kutsal sayılan gölleri, temizledi Allah’tan başka tüm kutsallardan, gönülleri.
Memleketim olan Nevşehir’de İngiliz bir turistle sohbet etmiştim. Türkçeyi iyi biliyordu. “Peygamberimizi tanıyor musunuz?” dedim. “Duydum ama tanımıyorum” dedi. Çok şaşırdım. Nasıl olur? Dedim. Nasıl tanımazsınız? Sizin kitabınız İncil’de Hz. İsa (A.S.) “Ben gideyim ki ta müjdeleyici gelsin” demiyor mu? Evet diyor dedi. Peki kim olabilir bu müjdeleyici? İnsanlar için en büyük müjde nedir? Bir insanın kendisinin ve tüm sevdiklerinin öldüğünde yok olup gitmeyeceklerini, buradan daha güzel bir alemde ebedi yaşayacaklarını söylemek değimlidir. Hz. İsa’dan günümüze gelinceye kadar İnsanlığa bu büyük müjdeyi veren peygamberimizden başka kim vardır?
O, biz gençlere diyor ki; eğer gençliğinizi seviyorsanız sizlere müjde, gençliğinizi İslam dairesinde harcarsanız dünyada zevkli bir hayat geçirmekle beraber sonsuz âlemde de hep genç kalırınız.
İhtiyarlara diyor ki; sizlere müjde, yakında bu ihtiyarlığın verdiği sıkıntılarınızdan kurtulacak ve cennette mutlu olacaksınız. Hastalara diyor ki; sizlere müjde, imanınız varsa çektiğiniz sıkıntılar boşa gitmez günahlarınıza kefaret olur.
Ve diyor ki Veda Hutbesinde; Müminler! Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emanetler, Allah’ın kitabı Kur’an ve O’nun peygamberinin sünnetidir.
Hem de uyarıyordu insanları, “dikkat ediniz!” diyordu şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız, Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz, zina etmeyeceksiniz, hırsızlık yapmayacaksınız.
Uyarıyordu kâfirleri, “küfrünüzden dönün. Yoksa dehşetli cehennem azabı sizi bekliyor”
Gelin hayalimizle cahiliye dönemine, Arap yarımadasına gidelim. Ne göreceğiz biliyor musunuz? Küçük kızının elinden tutmuş bir yerlere götürmeye çalışan ve biraz sonra kendi öz evladının katili olacağı için içi kan ağlayan bir baba, bunu bir oyun sanıp babasının yatırdığı mezarda gülen bir kız ve evde yavrusuna ağıtlar yakan bir anne. Aradan sadece yirmi sene geçmiş ve karıncayı dahi incitemeyecek merhamete ulaşmış tüm medeni milletlere öğretmen olmuş bir toplum.
Nereden nereye, yüzlerce profesör toplansa tüm teknolojiyle yüz sene çalışsalar peygamberimizin yirmi senede yaptığı değişikliğin yüzde birini yapabilir mi? Öyle bir müjdeledi ağlayan gönülleri neşeye gark etti. Öyle bir uyardı tüm kötülükleri def etti.
Artık içimizde Allah korkusu var bu korkuyla günahlardan uzak duruyoruz ve Allah sevgisi var bu sevgiyle ona yönelip günde beş vakit alnımızı secdeye koyuyoruz. Ve artık asıl memlekete bir özlem var.
Âdem babamızın ilk mekânı bizimde asıl memleketimiz, sılamız olan cennete on dört asır önceki müjde sayesinde. Asıl özlem peygamberimizin “bir saati bin yıl cennet lezzetlerinden üstündür” dediği Cemâlüllaha.
Herkes ölmekten korkar ya ben neden ölmeyi büyük bir hevesle bekliyorum biliyor musunuz? Allah’a ve Peygamberimize kavuşma özlemiyle.